Neden üniversite okudum? (1/2)

Üniversiteden mezun olalı 8 yıl oldu ve son zamanlarda kendime çokça sorduğum bir soru olmaya başladı bu. Neden üniversite okudum? Neden hayatımın 5 yılını harcadım o şekilde diye? Gerekli miydi acaba? Düşünüyorum ve bugün bir yazı ile bu durumu değerlendireyim dedim.

Aslında sorguladığım şeylerden biri yetenek ve üniversite kavramı arasındaki fark…

Hepimizin kafasındaki iyi bir eğitim eşittir iyi bir hayat standartları şeklinde tanımlanmış değil mi?

O zaman sanıyorum bir artı-eksi analizi yapmakta fayda var. Kısaca bir bakalım üniversitenin benim hayatımdaki yerine,

Üniversite okumamın bana kazandırdığı artı (+) lar:

  1. Öncelikle bir titr kazandırdı. Mühendis oldum. Toplum nazarında ben kendimi tanıtırken artık bir mühendisim diyebiliyordum. Toplum baskısından sıyrıldık çok şükür. (sanki çok umrumdaymış gibi… o zamanlar önemliydi ama…)
  2. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Türkiye’nin en önemli üniversitelerinden birinden mezun oldum ve İTÜ’lü ünvanım oldu. İTÜ’lü ailesine katıldım. Geçtiğimiz 8 yıllık iş hayatında bunun avantajlarını yaşadım. Hala da yaşamaktayımdır. İTÜ gibi köklü bir üniversitenin ailesinin bir parçası olmak bence çok önemli.
  3. Köklü bir üniversiteden mezun olduğum için, belli düzeyde bir üniversite kültürü almış oldum. Üniversite denen kurumsal yapının nasıl önemli olduğunu bir ülke adına ancak üniversite ortamına girerseniz anlayabilirsiniz. Hep söylediğim bir söz vardır, “Üniversiteler, bulundukları ülkelerin hayal güçleridir.”. Üniversitemdeki ortamım gerçekten benim için de öyleydi.
  4. Üniversitede (İTÜ’de) görmüş olduğum dersler bana olaylara analitik yönden bakabilme, olayları matematiksel olarak inceleyebilme yetisi kazandırmıştır.
  5. Üniversitede (İTÜ’de) almış olduğum dersler gerçekten de dünyanın/evrenin işleyişine dair bana fikirler vermiş ve dünyayı algılama hususunda beni tatmine yaklaştıracak düzeyde bir noktaya taşımıştır. Aldığım beni etkileyen derslerden bahsetmek gerekirse, Akışkanlar Mekaniği, Termodinamik, Isı Geçişleri, Statik ve Mukavemet, Olasılık ve İstatistik, bir çok çeşitli kimya ve yer bilimleri dersleri…
  6. Derslerden diğer bir açıya bakar isek de Proje Yönetimi, Yön-Eylem Araştırması, çeşitli ekonomi dersleri, uluslararası ilişkiler gibi dersler bana işletmelere ve ekonomilere bakma açısından bir çok farklı nokta kazandırmıştır.
  7. Üniversite ortamında sağladığım network sayesinde kaliteli insanlarla tanışma imkanı buldum. Kaliteli hocalardan eğitim alma fırsatı buldum.
  8. Üniversitemin iyi bir üniversite olması sayesinde uluslararası düzeyde bilim nedir buna dair cevaplar keşfettim.
  9. Üniversitemin yan etkinlikleri sayesinde sanatsal yönlerim de gelişti.

Üniversite okumanın bana kaybettirdiği eksiler (-) ler:

  1. Ömrümden 5 yıl gitti. Cümle bu kadar. Koskoca bir 5 yıl.
  2. Hayatımı yönlendirmek istediğim yön ve benim yetenekli olduğum alana yönelseydim ve bu yön ve alanda o kaybolan 5 yılı harcasaydım. İnanılmaz bir gelişim sağlamış olacaktım. Şu an geriye baktığımda bu konu beni çok düşündürüyor ama gerisi için yapacak bir şey yok ilerisi için çalışıyorum bu aşamada.
  3. 5 yıl boyunca harcadağım parayı (İTÜ bir devlet üniversitesi olduğundan üniversite maliyeti yok ama barınma yemek gibi kısımları düşünürsek) ticarete yatırsam oldukça iyi bir dönüş sağlayabilirdi.
  4. Saçma sapan bir sınava (ÖSS) odaklanarak hayatımın kavşağında benim istediğim değil şartların beni yönlendirdiği bir yöne gitmeme sebebiyet verdim. Örnek olarak benim bilgisayar ve bilişim yeteneklerim çocukluk yaşlarımdan beri oldukça iyi oldu öyle ki ortaokul ve lise yıllarında öğretmenlerimin evlerine bilgisayar tamirine gider, yazları şehirdeki bir bilgisayarcıda falan çalışırdım. Hatta ilk paramı da ortaokulda kırtasiyeci bir amcaya bilgisayar konusunda danışmanlık hizmeti vererek kazanmıştım. Gitmem gereken yön bilgisayar iken, ben sınavda 16.000’lerde bir sıralama yaptım ne yazık ki ve İTÜ Boğaziçi gibi önemli üniversitelerin Bilgisayar mühendislikleri gelmiyordu ben de Anadolu’da bir üniversiteye gitmeyeceğim diyerek önemli üniversitelerin olası bölümlerini yazdım ve İTÜ Maden Fakültesindeki Petrol Mühendisliği bölümü geldi. İTÜ olmasına sevindim ama yer bilimlerini sevecek miydim veya mesleğin şartlarını sevecek miydim veya seviyor muydum hiç düşünmedim açıkcası, kimse de uyarmadı ben de yeterince araştırmadım sanıyorum yazarken… Neyse uzun lafın kısası, 5 yılımı verdiğim bölümümde öğrendiklerimi 8 yıllık meslek hayatımda sadece 6 ay icra ettim ve bu iş bana göre değil deyip farklı alanlara kaydım. O zaman 5 yıl neden bu bölüm ile uğraştım ben sorusunu bazen düşünürüm. Ama benim şanslı olduğum nokta aldığımız dersler multidisipliner olduğu için çeşitli alanlarda çalışabiliyordum.
  5. Üniversitede zamanımı harcadığım beni baya yoran bazı dersleri hayatımda hiç kullanmadım ve kullanmayacağım gibi de duruyor. Boşa zaman harcadım onların bazılarını öğrenmekle yani.
  6. Boşa zaman harcadığım dersleri öğrenmek yerine asıl işime yarayacak dersleri öğrenmem gerekiyordu o yıllarda onları kaçırdım açıkcası.

Yukarıda bahsettiğim herşeyi bir sepete koyup tekrardan değerlendirirsek, üniversite okumak bana çok şey kattı bu bir gerçek. Üniversiteyi İTÜ’de okumak da ayrı bir güzeldi evet. Ama üniversite okur muydum şimdiki aklım olsa o yıllarda? Bu soruya gelmeden önce başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum

2016 yılında Avustralya’ya gittim. Avustralya’da yaşam çok güzeldi. Acaba orada iş bulup kalsam mı diye de düşünmekteydim. Bir yandan da Proje Yönetimi eğitimimi tamamlıyordum. Okulda Brezilyalı bir arkadaşım var idi. Üniversite derecesi yok idi. Meslek olarak kaynakçı (welder) idi. İkimizde iş aramaya başladık, ben ofis işlerine falan bakıyordum. Bir süre sonra o iş buldu. Ben ise bulamamıştım. Güzel de para kazanıyordu. Başka bir tanıdığım Pesticit kontrol işindeydi o da güzel para kazanıyordu. Bir başka tanıdığım bakery (fırıncılık) işindeydi. O da güzel para kazanıyordu. Ben ise o kadar okuma bilgi vs. olmasına rağmen işsizdim (her ne kadar TR’deki bir şirketle bağım olsa da orada da çalışma hakkım vardı ve kullanamıyordum…). Onlara integral nedir diye sorsam bilmezlerdi bile ama onlar istedikleri evlerde yaşıyor istedikleri arabalara biniyorlardı. Çok garip bir noktaydı düşününce belki ben biraz geç farketmiştim olayı o da olabilir. Sonraları da çok düşünmüşümdür bu konuyu. Neyse devam edelim yazıya,

Gelelim soruya, üniversite okur muydum şimdiki aklım olsa o yıllarda?

Bu soru çeşitli parametrelere bağlı ve kişiden kişiye değişen bir durum. Bunu biraz incelemekte fayda var ben şahsi fikrimi söylemeden önce.

  1. Sosyal yapı, eğer ki içinde bulunduğunuz sosyal yapının size karşı bakışını çok önemsiyorsanız mutlaka okuyun.
  2. Para, eğer ki parayı önemsiyorsanız bilin ki yönünüz doğrultusunda olmayan bir üniversite size hiç bir şey sağlamayacak
  3. Üniversite iş kapısı değildir.
  4. Üniversite para kazanılacak işi yaratacak yer değildir.
  5. Üniversitenin sizi hayata hazırlama gibi bir görevi olduğunu ben göremedim ama şanslıydım bazı bağlantılarım sayesinde ben de faydalı oldu.
  6. Üniversiteden beklentilerinizi iyi analiz edin.

Gelelim benim cevabıma, üniversite okumak durumunda hissetmiyorum kendimi ama gene de ikinci bir üniversiteye yazıldım. Sırf derslerini değerlendirmek için onu da. 18 yaşıma geri dönsem Türkiye’ye baktığımda sadece İstanbul’da üniversite okunur diye düşünüyorum. Diğer şehirler imkanlar bağlamında baktığımızda İstanbul’un yanına bile yaklaşamazlar. İstanbul’da benim okurum dediğim iki üniversite var. Bunlar Boğaziçi ve İTÜ. Bunların da Bilgisayar Mühendisliği bölümlerinde okurdum. Dolayısıyla buralar için de ciddi bir sınav puanı gerekiyor bu kadar kasmak da ne kadar mantıklı bilemiyorum. Bu dediklerimin hepsi aslında toplumun yapısıyla baktığımızda böyle. İTÜ mezunu Boğaziçi mezunu ooo çok iyi falan demeleri falan… Aslında burada o üniversite sınav girişinde bu bölüme zor girilmesi ile bağıntılı bir yandan… yani beni tanıyıp da ooo çok iyi “kendine tam uyacak” bir yer seçmişsin diyeni sanıyorum olmayacakdı…

Diğer bir açıdan bakar isek de, halbuki gir bu bölümlerin web sitelerine incele derslerini ve içeriklerine ulaş. Sonra kendi kendini eğit, hatta gereksiz konu ve derslerle uğraşmayacağın için aynı sürede çok daha önde olabilirsin. Ama bu sefer de titrin yok. Nasıl inandıracaksın karşındakini, nasıl inanacak sana? Anca yeteneklerini göstermen gerekecek. Peki yeteneklerini göstereceğin fırsat aşamasına gelirken süzgeçlerden geçebilecek misin? Eskilerin tabiri ile sen bir alaylısın.

Diyelim ki bir pozisyon var, sen de alaylı olarak başvurdum. Bir de İTÜ’lü, Boğaziçi’li başvurdu. O 5 adım önde olacak senden. Belki İK seni değerlendirmeyecek bile, çünkü sen alaylısın.

Dağıttım sanıyorum konuyu kısaca toparlayayım evet günümüz şartlarında üniversite okumak zorundayız ama aynı zamanda yeteneklerimizi de olabildiğince geliştirmek zorundayız. Üniversite bize ön süzgeçleri/ ilk kapıları açacak sonrasında ise yeteneğimiz ile ilerleyeceğiz.

Peki ya üniversite bölümün başka, yeteneğin/istediğin başka ise ne olacak? Şimdilik bu kadar, Bu konu da başka bir yazı konusu olacak…

Can

Yayım tarihi

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir